bilinçli tüketin?

10 07 2009

şok edici bir son amaçlanmış ama doğrusu bu ya, birçok filmde karşılaştığımız ve tahmin edilmesi kolay bir sonu var bu reklamın. fikirlik’in bugünkü konusu olmasındaki amaç ise tamamen yönetmene methiye olsun diyedir. reklamın sonunda packshotla karşılaşmasaydım kısa film zannedeceğim kadar film tadında bir reklam olmuş. bravo doğrusu sevgili yönetmen, her kimsen.

ayrıca reklamın duygusal mesajına bakar mısınız: “ulen madem çekiyosunuz kekikleri, -ziyade olsun lafımız yok??- bari kafa bir milyon arabaya binmeyin, mendeburlar!”  - yanlış mıyım?

via





çiçek gibi iş

9 07 2009

toyota çiçek olayına fazla takmış olsa da; “hybrid” modeli prius’un tanıtımı için gayet hoş işlere imza atmaya devam ediyor. daha önce bahsettiğim içinden çiçek çıkan föy çalışmasıyla gönülleri fetheden toyota prius, bu sefer wifi ve şarj imkanı sağlayan banklarla karşımıza çıkıyor. bu bankların “hybrid”likle çevrecilikle ne alakası var diye haklı bir soru sorarsanız, wifi ve şarj hizmetlerinin güneş enerjisiyle sağlandığını söylemem gerekir. çok yüksek zeka ürünü bir çalışma olmasa da, bence ihtiyaçlar doğrultusunda etkili bir iş olmuş. yani olsa da kullansak türünden.

3695039271_58f75f69a1_b

3695045063_a1e1ce7b22_bvia





icatlar silsilesi

8 07 2009

oldukça fuzuli ama bir o kadar da tarz ötesi; icatlar silsilesi…

azıcık kilo fazlasi olan birinin birkaç denemede kırabileceği sandalye,

Chair-Construction

popülaritenizi artıracak bir saat,

Eris-Planetary-Sphere-Watchofisteki “odunları” ikiye bölmenizi sağlayacak usb ile çalışan testere, (uzun zamandır gördüğüm en salak icat bu sanırım.)

iSaw-USB-Powered-Chainsaw

via





dura-sell

7 07 2009

olaylar bence şöyle gelişti: toysdirect.com bir otobüsü oyuncak otobüs gibi gösterme fikrini buldu. fikir hayata nasıl geçmeliydi? renkli bir araç giydirme ve otobüse takılmış gibi  görünen piller yeterliydi. renkli araç giydirme kolaydı. piller? markasız bir biçimde pil algısı nasıl yaratılabilirdi? işte bu zor bir soruydu. fakat yine de çözüm bulunmuştu. bulunan çözüm ise pil algısını yaratmakla beraber, toysdirect.com’un çalışmasını bir duracell reklamına çevirmişti. buradan çıkarılacak sonuç sanırım şu: pil; duracell’dir.

via

busvertising





mtv’ye renk geldi.

6 07 2009

logo aynen kalıyor, alıştığımız canavarlı, abidik gubidik malum ara spotlarını unutuyoruz, siyah ağırlıklı ara yüzler değişiyor, ve bunun adına “brand refreshing” deniyor. marka tazeleme gibi düz bir çeviriyle bahsedeceğim “brand refreshing”, sanırım mtv’ye özgü bir tabir. aşağıya ara yüz örneğini ve ara spotlardan birkaçını koydum. pek bi renkliler… beğendin mi derseniz, evet beğendim. neden beğendin derseniz de bilmem derim. siz de izleyin, beğenin ve iyisi mi neden beğendiğinizi kendiniz bulun.

secondary_type_on_screen_0

via





cuk oturmuş.

3 07 2009

bazen düşünüyorum da ne garip laflarımız var. cuk sesi çıkararak oturan ne ki? neyse, sanırım bunlar cuk oturmuş denebilecek  reklamlar. ilkinden cuk sesi çıkıyor olabilir.

gripping

gripping2

MIDEAfan

via





en geyik banner

1 07 2009

bu banner için söylenecek fazla söz yok. çünkü üzerine tıkladığınız sürece sizinle konuşuyor. ben bir 5 dakika kadar geyik yaptım kendisiyle. bilmem siz ne kadar dayanırsınız…

Picture 2

via





ankete buyrun.

30 06 2009

bu anketi yapmazsam olmazdı. belki duydunuz belki umrunuzda değil ama wrangler’ın “we are animals” kampanyası cannes’da altın aslan aldı. açıkçası etrafımda bol bol “ne ki şimdi bu?” laflarını duydum. diğer taraftan agresif blog adrants kampanyayı “kendini sanatsal olarak yutturmaya çalışan kötü reklamlar” olarak yorumladı. gelin görün ki çalışmanın yaratıcıları; modern çağda aslında birer hayvan olduğumuzu unuttuğumuzu ve kampanyanın insanın içindeki gerçekleri  ortaya çıkaran bir çalışma olduğunu açıkladılar. nitekim cannes jürisi de buna katılmış görünüyor. durum bu. çalışmalar da aşağıda. e bir zahmet buyrun ankete…

flare11_chantelle_with_mud_.thumbnail

2764770517_a5aff8acc7_o

2764770331_90fd649242





ikea’dan gerilla saldırıları

29 06 2009

“change is good” bence iyi bir kampanya olmuş. değişim iyidir tabii ki, zira bir zamanlar ben de yolun kenarına bırakılmış bir koltuktan nasiplenmiştim. buna ikea mı sebep olmuştu bilmem ama tepe tepe kullanmıştım beleş koltuğumu.

Afbeelding 1

diğer ikea gerillamız pek de karşılaşmak istemeyeceğiniz türden. neden diyecek olursanız sinema reklamlarını sinemadan önce uzun uzun izlemeyi seven biri olarak, filmle reklamın birbirine karıştırılması bana biraz filmin içine etmek gibi geliyor. hele ki sinema filmlerine yapılan berbat ürün yerleştirmelerinden yeterince baymışken… ama fikir, iyi fikir tabi ne diyelim.

Afbeelding 8

via





çocukluğumu yedin be maykıl.

26 06 2009

Picture 6

babamın siyah gömleği biraz büyük geliyordu ama böyle uzun olması makbuldü. içimdeki beyaz atlet zaten tamamdı. siyah pantolon… siyah pantolon da lazımdı. alsın diye anneme yalvarmıştım ama hiç dinlemedi. çabuk tozlanırmış, zaten temiz kullanmıyor muşum, bilmem ne bilmem ne… beden eğitiminde kullandığım beyaz çoraplar tam istediğim gibi olmuştu. bu çorapların altına iskarpin lazımdı. iskarpin giymeyi sevmediğimi zannediyorlardı. doğru, sevmezdim ama giymeliydim. babama iskarpin aldırdığımda önce şaşırmış sonra da doğru tercih yaptığım için beni kutlarcasına sırtımı sıvazlamıştı. aslında benim tercihim değildi… tabii aradığım tarzda bir iskarpin bulmak zordu ama olsun. ne eksikti? beyaz bantlar… parmaklarım için beyaz bant  sorduğumda annem öyle bir şeyin olmadığını söylemişti. oysa ben olduğunu biliyordum ama mecburen yara bantlarını sardım parmaklarıma. müzik programı başlayacaktı. trt 2′yi açmıştım. pantolonumun paçalarını da sıvamıştım. beyaz çoraplarım yeterince görünüyordu. her şeyimle hazırdım. artık bekleme zamanıydı. hep onun şarkılarını çalan bir program olsaydı ya. beklerken kendikendime tekrarlar yapıyordum. ve işte çıkmıştı! “bed. aym beeeed!!!” tam şarkının ortasında annem işten gelmişti.

- napıyosun ömer bilge gümbür gümbür? maykıl ceksın mı oldun?

işte duymak istediğim cümle buydu. galiba gerçekten maykıl ceksın olmuştum…

müziğiyle, dansıyla ve tarzıyla belki de dünyanın gelmiş geçmiş en “yaratıcı” müzisyenine ve tabii ki çocukluk kahramanıma, sevgilerle…





reklam dünyasına böyle reklamlar lazım.

24 06 2009

bugün copyranter‘ı açtığımda bunlarla karşılaştım ve reklamcıların sık sık uyuşturucu madde kullanan tipler olarak lanse edilmesine bunun gibi ilanların sebep olduğunu düşünmeye başladım. ilk ilan singapur’da yapılmış ve ben bu ilanı yaratan – onaylayan insanların gerçekten ciddi bir rehabilitasyon sürecine girmesi gerektiğini düşünüyorum. ama eğlendim mi? eğlendim. ayrıca copyranter‘da da vurgulandığı gibi ” fill your desire for something long, juicy and flame-grilled…” cümlesine dikkatinizi çekmek isterim. -başlığa ve kadının ifadesine değinmiyorum bile -

BKsevenincher

copyranter‘da karşılaştığım diğer bomba ise bu kampanyaydı. yaratıcı yönetmenlerimden birinin fransız olması nedeniyle, bu ilanın membağından gelmiş biriyle fransız reklamcılığının hazin durumunu tartışma imkanı buldum. david’e ilanları gösterdiğimde tepkisi gayet normaldi. anladım ki, fransa’da durum hazin değil, sadece “normal”miş. fransız öpücüğünün mucitlerinden çok da farklı bir tepki beklememeliydim. ama yine de bu çalışmaların geçen hafta fransa’daki birçok otobüs durağında olduğunu hayal etmek benim için hala normal değil.

DarkDog3

DarkDog1





burger king’e altın aslan vermişler yine de pazar payım demiş.

23 06 2009

evet, reklamcılıkta ödüller iyidir, hoştur, motive eder, şekil yapar, falandır filandır… gelin görün ki adrants bu ödül mevzusuna aslında bildik, ama ajansı bakımından sürpriz bir açıklama getirmiş. son zamanların “flaşşş” ajanslarından crispin porter + bogusky’nin burger king istatistikleri dikkat çekici doğrusu. elemanlar 2003 yılında burger king’le çalışmaya başlamışlar. 2008 yılına kadar burger king’in pazar payı %15,6′dan %14,2′ye düşmüş. ve daha acıklısı mcdonalds’ın pazar payı %43,6′dan %46,8′e çıkmış. ve işin en yürek parçalayan kısmı, crispin porter + bogusky’nin burger king işleri birçok ödül almış. şimdi sorarsanız sen beğenmedin mi hazretlerin çalışmalarını diye, yalan yok, hastası olduğum burger king işleri var. amma velakin zaten bu yüzden reklamcılık zor meslek; aslanlar, kalemler altından da olsa, pazar payının yerini tutmuyor. şimdi crispin porter +bogusky’nin beğendiğim eski bir işine bakıp ağlama zamanı.





bilinçüstü camel reklamları

22 06 2009

reklam yapması engellenen sigara şirketlerinin, “mağduriyetlerini”  bir şekilde bilinçaltına yönelik reklamlarla aştıklarını martin lindstrom altını çize çize söylemişti. marlboro’nun kırmızısının – kovboyunun veya bu ilanlardaki camel’in devesinin, logonun olmadığı görsellerde bile fazlasıyla çağrışım yaptığını ve bu görsellerle yapılan iletişimin geleneksel reklamlardan çok daha etkili olduğunu buyology okuyanlar hatırlayacaktır. tabii sadece bu kadar değil. sigara şirketlerinin sahiplendiği imgelere benzer bilinçaltı görseller yarattıklarına dair komplo teorileri de mevcut. mesela burada gördüğünüz camel işleri de aslında sigara şirketlerinin zaman zaman yaptığı iddia edilen uygulamanın başlık ve logo koyulmuş hali. fakat bu aşamada bir sorum var: markaların sahiplendiği görseller tiryakileri özendirebilir ya da onlarda bazı çağrışımlar yaptırabilir. kabul. peki ya hiç sigara içmeyenler? onlarda herhangi bir etkisi var mı bilinçaltı yaklaşımların? veya onlar hedef kitlenin dışında mı?

via

camel-campaign-2

camel-campaign-13

camel-campaign-17





kırk yıl olmasa da, bir yıl hatırlanır.

19 06 2009

özellikle roma’da, sabah saatlerinde turistlerin yoğun olduğu bölgelerden biraz sıyrılıp gündelik hayata tanık olabileceğiniz yerlere gittiğinizde,takım elbiseli insanların doldurduğu küçük kafeler görürsünüz. bu takım elbiseli italyanlar’ın kimisi hiç konuşmadan, kimisi ise kısa bir muhabbet eşliğinde her sabah aynı şeyi içer: espresso… italyan kültürünü ve bu kültürün değişmeyen parçası espressoyu oldukça sofistike (bayılıyorum bu kelimenin sofistike tarzına:) biçimde kullanan bir takvim çalışmasına davet ediyorum sizleri. lavazza’nın 2009 takviminin kapağını ve ocak – şubat fotoğrafını aşağıda, geri kalan fotoğraflarını ise burada bulabilirsiniz.

cover_09

gen_feb_09

via





yıldızlı, pekiyi…

18 06 2009

belki benim ruh halimden belki de ortalığın gerçekten kesat olmasından dolayı bugün bir şey yazmayı düşünmüyordum. ta ki şans eseri bu işle karşılaşana kadar… ne kadar yeni bir reklam bilmiyorum ama ben yeni gördüm. bugün sıkıcı geçen bir gündü ve bu reklam böyle bir gün için yıldızlı pekiyiyi haketti sanırım. en azından benim için…





votka demişken…

17 06 2009

polonyalıları kim takar; votkam pahalı, şişesi de janjanlı olmalı diyenlerdenseniz, işte bu tam size göre…

6a00d8345250f069e20115711d09cb970b-550wi

via





polonya votkası deneyen?

16 06 2009

polonyalılarla votka içtiniz mi? içmediyseniz içmelisiniz. bir kere o çok sevdiğiniz absolut’lerin, smirnoff’ların yüzüne bakmazlar. votkayı başka bir içecekle karıştırmaz, soğutulmuş çelikten, shot bardaklarıyla içmeye özen gösterirler. evlerinde votka üretmeye de bayılırlar. dünyaya muslukçuları ile nam salmış polonyalılar’ın votka konusunda oldukça iddialı olduğunu, ballı votkalarını içtikten sonra anladım. aşağıdaki ilanlar da hiç asılsız olmayan bu iddianın sonucu olsa gerek. o zaman polonya votkalarına ve bu ilanlara: Na zdrowie!

SobieskiVodka3

SobieskiVodka4

SobieskiVodka2

via





agresif pazarlama dedikleri…

16 06 2009

bu olsa gerek. :)

22354_Daffy_s_shirt





banksy. bilen, duyan, gören var mı?

15 06 2009

banksy de kim derseniz, çok yanlış bir soru sorduğunuzu söylemem gerekir. zira banksy’nin kim olduğunu pek bilen yok. bu arkadaş ingiltere’de sokaklara yaptığı artistik ve bol mesaj içerikli graffitilerle meşhur olmuş bir sanatçı. ingiltere’de de türkiye’deki gibi duvarlara resim çizmek – yazı yazmak terörle mücadele kapsamına mı giriyor, bilmem ama banksy’nin ısrarlı bir kimlik gizleme durumu söz konusu. zat-ı muhteremin kendisini meşhur eden bazı işleri şu şekilde:

banksy-03

banksy-again

banksy-bristol

zamanla bir şehir efsanesi haline gelen banksy, 13 hazirandan itibaren bristol müzesi’nde yeni eserlerini beğenilere sunmuş. (sözün doğrusu, beğenilip beğenilmediğini salladığını zannetmiyorum.) aşağıdaki işler de bu müzedeki eserlerden bazıları. bu arada banksy’nin internet sitesine de uğramayı ihmal etmeyiniz. oldukça şirin…

banksy-2009-summer-show-bristol-8-499x333

banksy-bristol-museum-art-10-500x750

3620613668_fbd1c55a84_b

sanırım elemanın bristol müzesi’ndeki diğer işlerini de merak ettiniz. o zaman buraya tıklayınız.





her zamanki hikaye

12 06 2009

ama her zaman eğlenceli bir hikaye…





ambalaja aldanma temennisi

11 06 2009

“ambalaja aldanmak” terimi nereden çıkmıştır bilmem ama türkiye’de böyle bir durum olmadığı kesin. aşağıdaki ambalajlara bakınca türkiye’de ambalaj tasarımı konusunda nerelerde olduğumuzu az çok tahmin edebiliyorsunuzdur. yaratıcı ekipleri suçlamak değil amacım, zira sıkıcı marketlerimizin baş mimarı onlar değil, üretici markalar. reklam konusunda kimi zaman 10 kaplan cesaretinde olan markalar, ambalaj tasarımı konusunda kedi kadar uysal davranıyor. yazık… gerçekten doğru bir stratejiyle yapılmış bir ambalajın 365 gün reklam yapmak anlamına geldiğini umarım birileri bir gün anlar da, marketlerde can sıkıntısından patlamayız. umarım. bir gün…

6a00d8345250f069e201156ffec9a6970c-550wi

6a00d8345250f069e2011570f393b4970b-550wi

6a00d8345250f069e201156ffec992970c-550wi

via





rancho bernardo’da bir gece…

11 06 2009

son zamanlarda springwise‘da “ne istersen onu öde” temalı bir trend hakim. “ne istersen onu öde” trendi, ilk olarak londra’daki bir restoranın uygulamasıyla dikkatimi çekmiş ve bu restoranı sanırım bir hint restoranı da takip etmişti. daha sonra “ne istersen onu öde” reklam ajansı ortaya çıkmış ve beni oldukça şaşırtmıştı. trendin son takipçisi ise rancho bernardo adlı bir otel. otel ne istersen onu öde trendine değişik bir yaklaşım getirmiş ve oda hizmetlerinden faydalanmayarak otel fiyatının düşürülebileceği bir sistem geliştirilmiş. mesela “bed & breakfast” fiyatı 209 dolar olan oda fiyatı çarşafı kullanmazsanız 59 dolara düşüyor. derseniz ki başımı sokacak bir yer olsun yatağa da gerek yok; o zaman oda fiyatınız 19 dolar oluyor. nasıl ama? yayılsın bu trend bence.

Picture 1





cebimde kelimeler

10 06 2009

fikri sevdim de, bu nasıl bir cep kitabıdır ki pantolon cebine sığabiliyor diye sormadan edemiyor insan. (araba anahtarı veya çakmağın da bulunduğu bir cebe sığan kitap boyutu?) bazen reklamlarda mantık müptelası olduğum konusunda şüpheler uyanıyor içimde. bu kadar kasmamak lazımdır belki de…

ciadebolsotrial

ciadebolsoromans

via





dank ettiren ilanlar

9 06 2009

kendisini tanımam bilmem. nasıl biridir, uzun mudur kısa mıdır görmüşlüğüm de yoktur. ama sorarsanız ki türkiye’de yaratıcılık konusunda kimi tek geçersin diye, kimse kırılmasın, vereceğim isim karpat polat’tır. ilan künyelerinde hem yaratıcı yönetmen hem de reklam yazarı bölümünde ismine sıklıkla rastlayacağınız, hem çalarım hem oynarım tarzında takılan kıskanılası ilanların sahibidir kendisi. aşağıdakiler de karpat polat ve takımının dank ikinci el ürünleri için hazırladığı ilanlar. keyfini çıkarın.

dank2_ddb_co

dank3_ddb_co





minyatür hayatlar

8 06 2009

nereli olduğunu az çok tahmin ettiğimiz slinkachu adlı bir sanatçı, minyatür insancıklar tasarladıktan sonra üşenmemiş fotoğraflarını çekmiş.  büyük şehirlerde yaşamanın melankolisini ve yalnızlığını dile getirme gibi ulvi bir amaca sahip olan çalışmanın diğer fotoğraflarına da buradan ulaşabilirsiniz.

- bu arada bir haftalık aradan sonra sizi yeniden buralarda görmek harika doğrusu. ısrarlı takipçiliğinizin hayranıyım.

slinkachu13

slinkachu3

slinkachu7