gittim gördüm

güzel bir cumartesi günü hazır İstanbul ahalisi de bayram münasebetiyle şehri terki diyar eylemişlerken, rahat rahat Salvador hazretleriyle buluşayım dedim. kentin tenha görünümüne rağmen azımsanmayacak bir kuyruk vardı Sakıp Sabancı Müzesi’nin önünde. Salvador Dali’nin rönesans dönemi ressamı olduğundan, homoseksüel olduğuna kadar türlü tartışmalar geldi kulağıma kuyrukta beklerken. Eleştirmemek lazım, eninde sonunda kim olduğunu öğrenmek için de gidilebilir müzeye. Sabancı Müzesi’ne ilk gidişimdi, beğendim. Sayın Dali’ye gelince… Hayatını detaylı inceleme fırsatını buldum ve hayattayken şöhreti yakalamış bir ressam olduğu dikkatimi çekti. Ayrıca sadece ressamlıkla yetinmeyip, yazınsal ve sinematografik çalışmalar da yapmış. Dolu dolu bir hayat. Gözlerin aşina olduğu eserler pek yoktu müzede. Rastlamadığım Dali şaheserlerini görmek daha zevkliydi açıkçası. Müzede bir kısım, Ara Güler’in Dali fotoğraflarına ayrılmış. Gerçekten görülmeye değer, ustaca fotoğraflar. Müzeden ayrılırken ressamın günlüklerinde bir yazı dikkatimi çekti: “Roma’ya gideceğim. Roma’dan bir dahi olarak döneceğim ve bütün dünya beni tanıyacak. Evet bunu yapacağım…” Gittiği yerden bir dahi olarak dönmek sanırım bir dahiye mahsus bir şey olsa gerek.


About this entry